Things You Can Tell Just by Looking at Her

Geçen akşam Rodrigo García’nın yazıp yönettiği Things You Can Tell Just by Looking at Her‘ü izledik. Glenn Close başta olmak üzere tüm oyunculuklar çok çok iyiydi. Yönetmen böylesine bir senaryoyu yazarak bizi kendine hayran bırakmakla kalmamış, oyuncuları, kamera açılarını, ışıkları, kısacası filmi film yapan her şeyi öyle güzel “yönetmiş” ki, bir kez izlemenin yetmediği bir deneyim yaşadık.

Bizimle beraber dördüncü kez filmi izleyen arkadaşım ısrarla filmin kadına dair bir şeyler anlatıyormuş gibi görünse de aslında herkesin hayatına dokunduğunu söylüyordu, ki haklıydı.

Zuhal Olcay – Aşk’ın Halleri

Korkarım magazin kültürü içime öylesine işlemiş ki Zuhal Olcay‘ın yeni albümünün ismini duyar duymaz aklıma Aşkın Nur Yengi geldi. Onun da bir kaç sene önce çıkan toplama albümünün ismi Aşk’ın Şarkıları idi. Neyse, Zuhal Olcay’ın böyle bir Demet-Akalın-vari yaklaşımla şarkılarından eski kocasına gönderme yapmayacağından emin konumuza dönelim :)

Zuhal Olcay 10 yılı aşan bir sürenin ardından ilk kez yeni şarkılardan oluşan bir albüm yaptı. Çok da iyi yaptı çünkü bir üçüncü Başucu Şarkıları daha gelse hepimiz baygınlık geçirebilirdik. Hakkını yemeyelim, o albümleri de döne döne dinledik ama Muazzez Ersoy’un tahtına aday, Türkçe sözlü hafif müziğin nostalji kraliçesi bir Zuhal Olcay’a gerek yok.

İlk dinleyişlerde benim en çok aklımda kalan şarkılar “Gitme Vakti” ve “Halka Açık” oldu. Zuhal Olcay’ın kadın isimleri şarkıları koleksiyonuna (Süreyya, Leyla vs.) “Şermin” de eklenmiş. “Aşkın En Mavi Zamanı” tam bir -amiyane tabiriyle “bayık”- Zuhal Olcay şarkısı.

Eski Zuhal Olcay albümleri tadında, hatta beklediğimden biraz daha canlı, hareketli, isminin hakkını veren, aşkın hallerinden kibar kibar bahseden, tüm gün ofiste dinlediğinizde sizi sıkmayan, içinizi ısıtan, sıcak ve güzel bir albüm olmuş. Beni tek rahatsız eden ilk parça olan “Derinde”‘nin albümün bütünlüğü içinde kendine bir yer bulamamış olması. Şarkı güzel, ancak üstüste üç dört kez albümü dinlediğinizde “bu şarkı bu albüme niye girmiş?” diye sormadan edemiyorsunuz.

Zuhal Olcay – Gitme Vakti

[audio src="http://www.onuryasar.com/blog/wp-content/uploads/audio/zuhalolcay_gitmevakti_629742729938.mp3" options="controls"]

Söz: Gürol Ağırbaş
Müzik: Baki Duyarlar

Evvel zaman içinde
Seni bir şey sandım
Yüzüme bir dokun dedim
Okşa saçımı, sevme vakti şimdi

Kalbur saman içinde
Seni bir şey sandım
İçinde ne varsa söyle
Köşemdeyim ben, susma vakti şimdi

Her günüm ayrı, tadları ayrı
Bir canım var benim, vakti dolar gider

Bak sabah ne kadar güzel
Ayla güneş bir arada

İçimde bir sağnak
Dinmiyor bir türlü
Koşmadan duramam hala
Yoruldum ama telaş vakti şimdi

Evvel zaman içinde
Seni bir şey sandım
Yüzüme bir dokun dedim
Okşa saçımı, sevme vakti şimdi

İçinde bir lodos
Tenim soğuk poyraz
Denizin lacivertine dalıp gitmişim
Rüzgar vakti şimdi

Her günüm ayrı, tadları ayrı
Bir canım var benim, vakti dolar gider

Bak sabah ne kadar güzel
Ayla güneş bir arada

Günün bir vaktinde
Seni bir şey sandım
Elimi bırakma dedim
Sıkıca sarıl, gitme vakti şimdi

Nazan Öncel – Hatırına Sustum

Nazan Öncel’in yeni albümünün ilk bir kaç şarkısını dinlediğimde şöyle dedim: “Çok ‘Nazan Öncel’ olmuş”.

Bulunduğu bu noktadan sonra Nazan Öncel’in ulaşabileceği daha yüksek bir mertebe olamayacak diye tahmin ediyorum, ne müzikal ne de ticari anlamda. Kariyerinin başından beri (aslında en başından değil de büyük çıkışını yaptığı 90′ların başından beri) sürekli kendini tekrarlar bir rutinde ilerlemekteydi. En yaratıcı ve en büyük başarıları elde ettiği dönem 90′ların ikinci yarısı oldu. 1995-Göç ve 1996-Sokak Kızı kariyerinin tepe noktalarıdır. Tabii bir de Tarkan’ın sesinden dillere pelesenk olan bir kaç şarkısı.

Bundan ancak 2 albüm önce “Sezen Aksu”culuk oynamayı bırakabildi, fakat yine de o kendini belli eden aşırı baskın üslubundan sıyrılamadı. Sanatçının imzası gibi olan bir üslup iyi midir? Bu üslup aşırıya kaçıp sanatçı sürekli kendi kendini taklit eder bir döngü içine girerse ne olur? Bunlar Nazan Öncel söz konusu olduğunda kritik sorular :)

Neyse, dallandırıp budaklandırmadan albüme dönelim. Zaten 36 dakikadan biraz uzun olan albüm bir çırpıda bitiyor. Başta da söylediğim gibi, son derece “Nazan Öncel”, son derece kendi halinde şarkılar. Kötü değil, iyi değil, sadece Nazan Öncel.

Kakaolu fındık kreması savaşları: Sarelle vs Nutella

Son yıllarda büyük ölçüde Nutella’nın ele geçirdiği ”kakaolu fındık kreması” pazarı, TMSF’den satın alınan yerli marka Sarelle’nin de yarışa girmesiyle hareketlendi. Muhtemelen bu karşı hamleyi önceden gören Nutella bir zamandır TV reklamlarında üstüne basa basa “Türk fındıkları” diyerek “biz de yabancı değiliz” imajı yaratmaya çalışıyor. Gel gör ki benim damak zevkime yeni Sarelle daha çok hitap ediyor.

Geçenlerde marketin rafında Sarelle’nin kakaolu fındık kremasına alternatif çıkardığı yeni ürünü %100 fındık ezmesini gördüm, tam uzanmış alıyordum ki 14,95 lirayı görünce elim geri gitti. Zaten 6 küsüre sattıkları -doğal olmayan- ilk ürüne de %100 doğal etiketi koymuşlardı. Biri fındık kreması, diğeri %100 fındık ezmesi ama aradaki fiyat farkı, neredeyse 3 kat, biraz fazla olmuş.