Groundhog Day

Dün akşam Bill Murray‘nin başrolde oynadığı Groundhog Day filmini izledik. Ben film için uydurulmuş bir gün zannetmiştim, meğer Amerika ve Kanada’da gerçekten böyle bir gün kutlanıyormuş. Film her sabah saat 06:00′ı gösterdiğinde çalan radyo alarmıyla aynı güne (2 Şubat) uyanan bir adamı anlatıyor. Phil, televizyonda hava durumu sunucusu, tıpkı Groundhog Day kutlamalarında hava tahmini için kendisine danışılan dağsıçanı gibi. Filmin başında Phil hakkında öğrendiğimiz en temel özellik kendini bir “star” gibi görmesi. Birlikte çalıştığı insanlar daha ucuz bir otele yerleşirken kendisi daha konforlu başka bir otelde kalıyor. Tekrarlanan her yeni günde karşılaştığı aynı insanlara da böyle davranmaya devam ediyor.

The Curious Case of Benjamin Button

Cumartesi akşamı izledik The Curious Case of Benjamin Button‘ı. Fazla söylenecek bir şey yok, “mutlaka izleyin”‘den başka. Hatta mutlaka sinemada izleyin. Gittikçe renklenen görüntüler en sepyasında da en renklisinde de çok güzel. Hikaye de çok güzel işlenmiş. Daha ne olsun. 3 saate yakın film su gibi akıp geçiyor. İzlerken bazen The Notebook‘u, bazen Forrest Gump‘ı hatırladım.

Slumdog Millionaire

Şaşırtıcı bir filmdi “Slumdog Millionaire”. Beklentim açısından beni şaşırttı çünkü böylesine cross-genre bir film olduğunu tahmin etmemiştim. Duygusallığın dibine bu kadar güzel vururken bir yandan da sisteme böyle güzel giydirebilmek, o kurgu, o oyunculuklar, o müzikler… Tek üzüntüm filmi ilk olarak bilgisayar ekranından izlemiş olmam. Şubat sonu burada gösterime girecekmiş, mutlaka güzel bir salonda da izlenecek. Yükseklik korkumu odamın karanlığında 13.3 inch laptop ekranında depreştiren şu sahneyi görmek için bile değer…

 

Things You Can Tell Just by Looking at Her

Geçen akşam Rodrigo García’nın yazıp yönettiği Things You Can Tell Just by Looking at Her‘ü izledik. Glenn Close başta olmak üzere tüm oyunculuklar çok çok iyiydi. Yönetmen böylesine bir senaryoyu yazarak bizi kendine hayran bırakmakla kalmamış, oyuncuları, kamera açılarını, ışıkları, kısacası filmi film yapan her şeyi öyle güzel “yönetmiş” ki, bir kez izlemenin yetmediği bir deneyim yaşadık.

Bizimle beraber dördüncü kez filmi izleyen arkadaşım ısrarla filmin kadına dair bir şeyler anlatıyormuş gibi görünse de aslında herkesin hayatına dokunduğunu söylüyordu, ki haklıydı.