4 Haziran 2010 | google analytics, sansür, türkiye | Yorum Yok »
Dün zaten kıllanmıştım, Google Translate’e girememiş ve pek çok web sitesinde (Google’dan bağımsız web siteleri) Analytics kodundan kaynaklanan yavaşlık sorunu yaşamıştım. Bugün anlaşıldı ki dinozor amcalar Google’a ait IP’lerden bir kısmını da yasaklamış.
Bazı arkadaşlar www.google.com ya da www.google.com.tr adreslerine girip arama yapabildikleri için “yoo, bende Google açık” gibi bir yanılgı içerisindeler, halbuki işin iç yüzü öyle değil. Google, onlarca hizmetten oluşan bir yapıdır ve bazı servislerinin çalışmaması, ana sayfasının çalışmamasından bile daha büyük engellere neden olabilir. Örneğin pek çok web sitesi, ziyaretçi istatistiklerini ücretsiz bir servis olan Google Analytics ile izlemektedir ve bu teknoloji web sitelerinin bütün sayfalarında, sayfanın yüklenmesi tamamlanmadan hemen önce Google sunucularına hızlı ve anlık bir bağlantı yaparak gönderilen küçük bir veri paketi ile çalışmaktadır. Dünden beri bazılarımızın farkettiği sıkıntı, web sitelerindeki sayfaların ne kadar beklersek bekleyelim tam olarak yüklenmediğidir. Bu “tam olarak yüklenememe”nin sebebi Google Analytics’e bağlanamayışınızdır.
Aynı şekilde Google Translate’e de (ki bugünlerde iş için pek çok Fransızca çeviriye ihtiyacım oluyordu ve sık sık kullanıyordum) ne translate.google.com ne de translate.google.com.tr adreslerinden erişilememektedir.
Benim ilk gün deneyimlediğim iki zorluk bunlar oldu, muhtemelen farklı Google servislerini kullanan pek çok insan farklı sıkıntılar da yaşıyordur. O yüzden Google ana sayfası açılıyor diye bir engel yok sanmayın, büyük hem de çok büyük bir engel var hepimizin özgürlüğü önünde.
www.sansuresansur.org
26 Ocak 2010 | gönül akkor, hacı arif bey, müzik, muntazır teşrifine hazır kayık, nedim, sezen aksu | 5 Yorum »
Bence bu şarkı, Sezen Aksu’nun kendi şarkıları dışındaki (ki zaten pek fazla öyle “eser”ler yorumlamıyor) en en en başarılı yorumu. Adeta Sezen Aksu olduğunu unutup 1800′lerin sonunda Kağıthane deresinde meşk eden bir İstanbul hanımefendisi söylüyor sanırsınız.
Diğer yorumlayan ise Gönül Akkor. Sezen popüler arenanın kraliçesiyse Gönül Akkor da kendi arenasının kraliçesidir.
Dinle: Sezen Aksu – Muntazır Teşrifine Hazır Kayık
Dinle: Gönül Akkor – Muntazır Teşrifine Hazır Kayık
Muntazır Teşrifine Hazır Kayık
Güfte: Nedim / Beste: Hacı Arif Bey
Muntazır teşrifine hazır kayık
İnce yaşmakla bu Cuma seyre çık
Pembe mantinden feracen pek de şık
İnce yaşmakla bu Cuma seyre çık
Kırma lütfet hatırı mestaneyi
Süslenip tak zülfün üzre saneyi
Eyle ihya semt-i Kağıthane’yi
İnce yaşmakla bu Cuma seyre çık
20 Ocak 2010 | hrant dink, türkiye | Yorum Yok »
Dün 19 Ocak’tı, o günün üzerinden tam 3 yıl geçti.
Soğuğa, kara, ayaza rağmen adalet isteyen, katili tanıyan binlerce kişi o kaldırımın önünde toplandı, Hrant’ı andı.
14:30′dan itibaren ben de oradaydım. Haber kaynakları zaten tüm ana detayları, görüntüleri verdi, ben sadece bir kaç küçük detayı aktarmak istiyorum.
Hrant için yazılmış şarkılar çalıyordu, önce Selda Bağcan’dan “Güvercinleri de Vururlar” çaldı, ardından Sezen Aksu’dan “Güvercin” çalmaya başladı. Sezen’in şarkısının ortalarında bir yerde ikindi ezanı okunmaya başladı, ve Agos yönetimi (ya da yanılıyor olmayayım, müziği kim idare ediyorsa) sesi kapattı. Ezan bitene kadar da ne bir müzik ne de bir anons yapıldı. Birlikte yaşamanın inceliklerine, birbirimize nasıl saygı duymamız gerektiğine dair çok önemli bir jestti bence.
Sırrı Süreyya Önder, hepimizin çocukluğundan çok iyi hatırladığı “buraya bir kuş konmuş” oyunundaki, “masalları bile vahşetin suç ortaklığıyla bezeli bir iklimin tam da avucunun ortasına konmuş” olan Hrant Dink’i ve onun katillerini anlattığı muhteşem bir konuşma yaptı.
Rakel Dink çok fazla konuşmadı, sadece insanları selamladı ama sesindeki naiflik çok çok güzeldi, herkesin içini titretti. Arat Dink’in konuşması ise son derece vurucuydu, ben göz pınarlarıma zor hakim olurken yanımdaki arkadaşımın gözünden bir damla yaş süzüldü.
Karın şiddeti de son derece enteresandı, karı yöneten gücün de o kalabalığın içinden biri olduğu hissini uyandırdı. Ne de olsa O da adaletten yanadır, değil mi? İnsanlar kalabalıklaşırken kar da şiddetini gitgide arttırdı, Arat’ın konuşmasını yaptığı dakikalarda adeta bir tipi gibi hızla yağıyordu, anma bittiğinde ve herkes yavaş yavaş dağılırken kar da sanki bugünün dekoru olma görevini başarıyla tamamlamış gibi usulca ve sakin sakin yağmaya devam etti.
Gündüz eyleminin kapanışı ise coşkulu oldu. Barış İçin Sanat Girişimi herkesi etrafına toplayıp çok güzel bir kaç performans gerçekleştirdi. Bu dakikalar, adalet talebinin ille de katı ve sert bir tonla değil, yine yüksek, yine coşkulu ama herkesi -en uygun tabiriyle- gaza getiren bir araçla, sanatla yapılabileceğini gösterdi. Davullar eşliğinde sloganlar bu kez “melodili” atıldı, ama söylenenin altını boşaltarak değil tam tersine inadımızı ve ısrarımızı haykırarak. Sesimizi kısa kısa “Sustur, sustur, savaşın sesini sustur…” diye tekrarlarken çömeldik, kısa bir suskunluğun ardından sesimizi her tekrarda bir kademe arttırarak “Yükselt, yükselt, barışın sesini yükselt!” diye bağırarak ayağa kalktık, bir yandan eski adıyla Ergenekon Caddesi’nin girişine yürürken. Ve o tabelanın altında toplanıp, bugün, şimdi, derhal, hemen caddenin ismini değiştirip “Hrant Dink Caddesi” tabelasını taktık. Resmi makamlar olaya hangi aşamada müdahale etti, tabela hala o şekilde duruyor mu bilmiyorum ama ben dahil pek çok kişi caddenin ismini olması gerektiği haliyle görüntüledi.

Soğuk, kar ve ayaz kimseyi durdurmadı, akşam 19:00′da da Taksim Meydanı’nda yine binlerce kişi toplanıp Galatasaray’a yürüdük. Coşkulu, talepkar ve inatçı bir kalabalıktık, kalabalığız…
16 Ocak 2010 | dünya, deprem, haiti, türkiye | Yorum Yok »
Unutmak ne mümkün, onbinlerce insanın hayatını kaybettiği 1999 depremi sonrası bizde de bir takım aklı evveller, fuhuş ve kumarın artış gösterdiği bölgelere Allah’ın ceza metodu olarak yorumlamışlardı afeti. Bugün Haiti’de aynı şerefsiz ve insanlık yoksunu zihniyet işbaşında. Bu seferki “sebep” Fransız hakimiyetine boyun eğmeyip bağımsızlıklarını ilan etmiş olmaları. Bu densiz açıklamaları yapan bir takım misyonerlerin varlığından çok, arkalarında destekleyen bir taban olması çok korkutucu.
‘Şeytanla anlaşmanın bedelini ödüyorlar!’
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&Date=&ArticleID=974907
13 Ocak 2010 | | Yorum Yok »
Her ŞEy Seninle GüZel by Zerrin ÖZer (1634 KB)
Listen on posterous
her şey seninle güzel
yolda yürümek bile
olmayacak düşlerin
peşinde koşmak bile
her şey seninle güzel
bu toprak, bu taş bile
içimdeki bu korku
gözümdeki yaş bile
beklenmedik bir anda
ayrılık gelip çatsa
seninle paylaştığım
tek bir gün yeter bana
her şey seninle güzel
duyduğum bu ses bile
yalnız içtiğim su değil
aldığım nefes bile
her şey seninle güzel
bu yağmur, bu kar bile
yüzümdeki gözyaşının izleri
onlar bile…
Posted via email from onur yaşar’s posterous