“If anybody wants a sheep, that is a proof that he exists.”
 Antoine de Saint-Exupéry,  The Little Prince

Avatar: Klişelerle dolu şahane görsellik

18 Aralık 2009 | , , | Yorum Yok »
AVATAR
Merakla beklenen Avatar’ı dün akşam izledik. Güzeldi. Görsel olarak çok keyifli olmakla birlikte beklentimi karşılamaya yetmedi. James Cameron’ın büyük kitlelerce sevilip aynı zamanda büyük kitlelerce boklanan bir önceki filmi Titanik, dönemin teknolojisini de göz önünde bulundurursak bence bunun üstünde bir filmdi.
Öncelikle iyi şeylerden bahsedeyim. 3D gerçekten güzel bir deneyim. Yeni nesiller için sinema, bizim için olduğundan çok daha farklı bir anlam ifade edecek. 10-15 yıla kadar gözlüklere ihtiyaç duymadan üç boyutlu film izlenebileceği haberlerini de hesaba katarsak, bugünlerde doğan çocuklar gençlik dönemlerine geldiğinde, bizim için sıradan olan 2 boyutlu filmlere “nostaljik” gözüyle bakacaklardır bile. Film, bu “yeni” teknolojiyi çok iyi kullanmış ve başından sonuna her sahneye çok güzel yaymış. Yönetmen ve görüntü yönetmeni bu anlamda gerçekten bir devrim yapmış diyebiliriz. Yaratılan dünya en ince ayrıntılarına kadar ışık, renk ve form olarak bize kendini inandırmayı başarıyor, görüntülerin aslında birer dijital efekt olduğu algısını neredeyse hissetmiyoruz bile. İşte bütün bunlar sayesinde film keyifli bir seyirlik halini alıyor, ancak…
Gelelim görsel zenginliği filmden çekersek geriye ne kaldığına. Kimileri buna itiraz edebilir, filmi film yapan şeyin görselliği olduğunu, çok klişe bir hikayenin iyi görsellikle iyi bir filme dönüştürülebileceğini söyleyebilir. Nitekim bunun çok çok iyi bir örneği de var: Moulin Rouge. Gerçekten bulunabilecek en klişe aşk hikayesini o kadar iyi bir görsellikle, o kadar şairane işlemiştir ki Baz Luhrmann, o hikayenin ne kadar sıradan olduğuna takılmazsınız. Fakat Avatar’da durum öyle değil. Hikayenin bileşenleri o kadar tanıdık ve gidişat o kadar tahmin edilebilir ki, filmin güzel görüntülerine dalıp gitmişken bile bazı noktalarda “yok artık…” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Söylenene göre 400 milyon dolar gibi bir bütçenin gömüldüğü projenin seyirci çekmeme ihtimalini ortadan kaldıracak garanti formüllerle bezenmesinde ticari açıdan bir yanlış göremeyebiliriz, ama yine de… [Not: Yazının bu noktasından sonra filmin konusuna ve hatta sonuna dair çok belirgin ipuçları var, izlemediyseniz okumamanızı öneririm :)] Bütün olarak doğadan uzaklaşmış ve ruhunu şeytana satmış Amerikan ordusu içindeki bir avuç “iyi kalpli, melek ruhlu” insan, bu kahramanlarımızın teker teker ölümü ama en baş kahramanımızın son sahnede “en baş kötü karakter” ile birebir dövüşe tutuşması ve tabii ki yenmesi, “kötü” karakterlerin, aynen Pearl Harbor filmindeki Japon kötüleri gibi “nihahaha” kahkahaları atarak kötülüklerini gözümüze soka soka belli etmeleri, yine iyilerin üzerinde bir siyah nokta bile bulamayacağınız beyaz bir çarşaf kadar temiz ve pak “iyi” olmaları, aralarına sızmak amacıyla giden ajanın bir kız meselesi ile karşı tarafa geçmesi, kutsanan “sonsuz aşk” vs. vs. Bütün bunlar, ucuz Amerikan aksiyonlarından büyük bütçeli, büyük gişeli Hollywood yapımlarına kadar binlerce filmde, binlerce kez izlediğimiz klişeler. Farklı olan şey bizim için “yaratık” görünümündeki varlıkların “iyi” olmaları. Zaten filmin sonunda insanları geri gönderirken “…ve yaratıklar ölmüş gezegenlerine döndüler” diyerek madalyonun öbür yüzünü de, yine gözümüze soka soka gösteriyor film.
Bütün bu klişelere rağmen, hikayenin akışı ve başından beri bahsettiğim şahane görsellik filmi kurtarıyor, salondan keyifli bir deneyim yaşamış olarak çıkıyorsunuz. Teknoloji yaygınlaştıkça üç boyutlu daha farklı filmler de izleyeceğizdir ama herhalde Avatar, öncesinde başka üç boyutlu filmler yayınlanmış olsa da, bu yeni sinema çağının ilk büyük başarısı olarak tarihe geçecektir…

Avatar - PosterMerakla beklenen Avatar’ı dün akşam izledik. Güzeldi. Görsel olarak çok keyifli olmakla birlikte beklentimi karşılamaya yetmedi. James Cameron’ın büyük kitlelerce sevilip aynı zamanda büyük kitlelerce boklanan bir önceki filmi Titanik, dönemin teknolojisini de göz önünde bulundurursak bence bunun üstünde bir filmdi.

Öncelikle iyi şeylerden bahsedeyim. 3D gerçekten güzel bir deneyim. Yeni nesiller için sinema, bizim için olduğundan çok daha farklı bir anlam ifade edecek. 10-15 yıla kadar gözlüklere ihtiyaç duymadan üç boyutlu film izlenebileceği haberlerini de hesaba katarsak, bugünlerde doğan çocuklar gençlik dönemlerine geldiğinde, bizim için sıradan olan 2 boyutlu filmlere “nostaljik” gözüyle bakacaklardır bile. Film, bu “yeni” teknolojiyi çok iyi kullanmış ve başından sonuna her sahneye çok güzel yaymış. Yönetmen ve görüntü yönetmeni bu anlamda gerçekten bir devrim yapmış diyebiliriz. Yaratılan dünya en ince ayrıntılarına kadar ışık, renk ve form olarak bizi kendine inandırmayı başarıyor, görüntülerin aslında birer dijital efekt olduğu algısını neredeyse hissetmiyoruz bile. İşte bütün bunlar sayesinde film keyifli bir seyirlik halini alıyor, ancak…

Avatar - Jake & NeytiriGelelim görsel zenginliği filmden çekersek geriye ne kaldığına. Hikayenin bileşenleri o kadar tanıdık ve gidişat o kadar tahmin edilebilir ki, filmin güzel görüntülerine dalıp gitmişken bile bazı noktalarda “yok artık…” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Söylenene göre 400 milyon doları geçen bir bütçenin gömüldüğü projenin seyirci çekmeme ihtimalini ortadan kaldıracak garanti formüllerle bezenmesinde ticari açıdan bir yanlış göremeyebiliriz, ama yine de… [Not: Paragrafın bu noktasından sonra filmin konusuna ve hatta sonuna dair çok belirgin ipuçları var, izlemediyseniz direk son paragrafa atlamanızı öneririm :)] Bütün olarak doğadan uzaklaşmış ve ruhunu şeytana satmış Amerikan ordusu içindeki bir avuç “iyi kalpli, melek ruhlu” insan, bu kahramanlarımızın teker teker ölümü ama en baş kahramanımızın son sahnede “en baş kötü karakter” ile birebir dövüşe tutuşması ve tabii ki yenmesi, “kötü” karakterlerin, aynen Pearl Harbor filmindeki Japon kötüleri gibi “nihahaha” kahkahaları atarak kötülüklerini gözümüze soka soka belli etmeleri, yine iyilerin üzerinde bir siyah nokta bile bulamayacağınız beyaz bir çarşaf kadar temiz ve pak “iyi” olmaları, aralarına sızmak amacıyla giden ajanın bir kız meselesi ile karşı tarafa geçmesi, kutsanan “sonsuz aşk” vs. vs. Bütün bunlar, ucuz Amerikan aksiyonlarından büyük bütçeli, büyük gişeli Hollywood yapımlarına kadar binlerce filmde, binlerce kez izlediğimiz klişeler. Farklı olan şey bizim için “yaratık” görünümündeki varlıkların “iyi” olmaları. Zaten filmin sonunda insanları geri gönderirken “…ve yaratıklar ölmüş gezegenlerine döndüler” diyerek madalyonun öbür yüzünü de, yine gözümüze soka soka gösteriyor film.

Bütün bu klişelere rağmen, hikayenin akışı ve başından beri bahsettiğim şahane görsellik filmi kurtarıyor, salondan keyifli bir deneyim yaşamış olarak çıkıyorsunuz. Teknoloji yaygınlaştıkça üç boyutlu daha farklı filmler de izleyeceğizdir ama herhalde Avatar, öncesinde başka üç boyutlu filmler yayınlanmış olsa da, bu yeni sinema çağının ilk büyük başarısı olarak tarihe geçecektir…



John Mayer – Edge of Desire (Home Recording)

3 Aralık 2009 | , , , , | Yorum Yok »

John MayerJohn Mayer published a home recording session of one of his new songs as a “thank you for making Battle Studies such a huge success”. The song is Edge of Desire, one of my most favorites of the album. Though for a John Mayer album, every song becomes your “most favorite” every now and then depending on your mood and season and everything…

Here is his official statement and the song, on his Tumblr page:

http://jhnmyr.tumblr.com/post/267496218/ive-been-thinking-of-a-way-to-say-thank-you-for



Sivilay Abla – 20 Soru

30 Kasım 2009 | , , | Yorum Yok »

Sivilay Abla

1
En sevdiğiniz kelime nedir?
Seher
2
Nefret ettiğiniz kelime nedir?
Hani (Entellerin şey ya da -eee yerine kullandığından)
3
Ne sizi heyecanlandırır?
Çikolataya batırılmış çileklerle taçlandırılmış, taze ceviz ve badem parçaları sağanağına tutulmuş, kaymaklı dondurmalı banana split
4
Heyecanınızı ne öldürür?
İçinden saç çıkması
5
En sevdiğiniz ses nedir?
Düzenli hastalarımdan Serap Yazıcı ve Ergun Özbudun’un ‘Sevgili Sivilay Abla’ diyen sesleri
6
Nefret ettiğiniz ses nedir?
Kasiyerine aşağılayıcı bir edayla ‘yetersiz bakiye’ diyen mendebur sesi
7
Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
İzmir’de Kürtçe mealli yasin-i şerif satıcılığı
8
Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
Patates kızartmasını zeytinyağlı enginar kadar sağlıklı hale getirebilmek
9
Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
Kendim değilim zaten
10
Nerede yaşamak isterdiniz?
Üç boyutlu dünyada
11
En önemli kusurunuz nedir?
İnsanları güzel ve çirkin diye kategorize etmek
12
Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
İnsanların arkasından taklitlerini yapmak
13
Kahramanınız kim?
İçimdeki ben
14
En çok kullandığınız küfür nedir?
Küfür etmem, dil çıkartırım
15
Şu anki ruh haliniz nasıl?
Yaşama coşkusu seminerinden çıkmış Küçük Emrah gibi
16
Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
Ben sayısalcıydım, felsefe dersi görmedik
17
Mutluluk rüyanız nedir?
Perihan Mağden’in ve Gökhan Özgün’ün Taraf’ta yazmaya başlaması
18
Size mutsuzluğun tanımı nedir?
Mutluluğun zıddı
19
Nasıl ölmek istersiniz?
Ben almayayım, şişkinlik yapıyor (karnına bıçak da koysalar inmiyor)
20
Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz?
Beyaz kefen seni açmış

Taraf’ın arka sayfasındaki “20 Soru” köşesine 29 Kasım Pazar günü ruh ve sivil hastalıkları mütehassısı Sivilay Abla konuk olmuş. Yazılarını severek takip ettiğimiz ablamız, 20 Soru’ya da kendine has şahane yanıtlar vermiş.

1

En sevdiğiniz kelime nedir?

Seher

2

Nefret ettiğiniz kelime nedir?

Hani (Entellerin şey ya da -eee yerine kullandığından)

3

Ne sizi heyecanlandırır?

Çikolataya batırılmış çileklerle taçlandırılmış, taze ceviz ve badem parçaları sağanağına tutulmuş, kaymaklı dondurmalı banana split

4

Heyecanınızı ne öldürür?

İçinden saç çıkması

5

En sevdiğiniz ses nedir?

Düzenli hastalarımdan Serap Yazıcı ve Ergun Özbudun’un ‘Sevgili Sivilay Abla’ diyen sesleri

6

Nefret ettiğiniz ses nedir?

Kasiyerine aşağılayıcı bir edayla ‘yetersiz bakiye’ diyen mendebur sesi

7

Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?

İzmir’de Kürtçe mealli yasin-i şerif satıcılığı

8

Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?

Patates kızartmasını zeytinyağlı enginar kadar sağlıklı hale getirebilmek

9

Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?

Kendim değilim zaten

10

Nerede yaşamak isterdiniz?

Üç boyutlu dünyada

11

En önemli kusurunuz nedir?

İnsanları güzel ve çirkin diye kategorize etmek

12

Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?

İnsanların arkasından taklitlerini yapmak

13

Kahramanınız kim?

İçimdeki ben

14

En çok kullandığınız küfür nedir?

Küfür etmem, dil çıkartırım

15

Şu anki ruh haliniz nasıl?

Yaşama coşkusu seminerinden çıkmış Küçük Emrah gibi

16

Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?

Ben sayısalcıydım, felsefe dersi görmedik

17

Mutluluk rüyanız nedir?

Perihan Mağden’in ve Gökhan Özgün’ün Taraf’ta yazmaya başlaması

18

Size mutsuzluğun tanımı nedir?

Mutluluğun zıddı

19

Nasıl ölmek istersiniz?

Ben almayayım, şişkinlik yapıyor (karnına bıçak da koysalar inmiyor)

20

Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz?

Beyaz kefen seni açmış



Macit, beni otomobillendir.

22 Kasım 2009 | , , , , , | Yorum Yok »




Andrei Zvyagintsev – The Return

9 Kasım 2009 | , | Yorum Yok »

The ReturnHer Pazar bir film izliyoruz ve bu etkinliğimiz gün geçtikçe daha keyifli bir hal alıyor. Bu hafta izlediğimiz The Return için yazdığım yazı burada.



Women on the Verge of a Nervous Breakdown

6 Kasım 2009 | , | Yorum Yok »

Women On the Verge of a Nervous Breakdown HHBF Sinema Kulübü’nde geçen Pazar izlediğimiz film üzerine kısacık bir yazı yazdım :)



W ile başlayan DÜRÜM

4 Kasım 2009 | , | Yorum Yok »

40 yıllık dürüm, adını Wrap yapınca burun kıvıranların menülerine de girmeyi başardı.



Batıl

2 Kasım 2009 | , | 1 Yorum »

Küçükken pek batıl inançlıydım. Hangi çocuk değildir ki? Her şeyin doğaüstü açıklamaları konusunda hayalgücümün sınırları uçsuz bucaksızdı. Merkezinde kendimin olduğu bu evrenin tüm bileşenlerinin benim için yaratıldığı yanılsamasıyla çok mutluydum. Arada bir yetişkinler de benim gerçekliğimi doğrular şeylerden söz ederdi. Din ve beraberinde gelen bütün batıl inanışlar içinde en çok ilgimi çeken her zaman “nazar” olmuştur.  Evet, evet, hadi itiraf edeyim. Ona inanmaktan hiç vazgeçmedim. Hani çocukluktan akılda kalan anektodlar vardır, nasıl olursa sanki dün yaşanmış gibi hatırlanır. İşte benim o şiddette hatırladığım en az 3 nazar anım var.

İnsan acaba hatalarının sonuçlarıyla yüzleşmek yerine suçu baskalarına atmayı mı sever? Evet, sever. “Yeterince iyi değilim” diyemez de, “nazar değdi” der. “Beceremedim” diyemez de, “göz var” der. Yine çocukken öğrendiğim çok önemli bir nokta nazarın illa dışardan gelmeyeceğidir, en büyük tehlike insanın ta kendisidir.

“Hah! Ne safsata ama.” diyen rasyonel yanım yazıyı onun etkisinde bitirmem için baskı yapıyor. Haklı da. Olaylar yaşarız, bazen dersler alırız, bazen geçiştiririz. Her şey sebep-sonuç ilişkilerine bağlı olarak hayatımızı şekillendirir…

Ama bazen de nazar değer ya. Değmez mi?



I’m a Cyborg, But That’s OK

27 Ekim 2009 | | Yorum Yok »

Ben de sonunda ilk Park Chan-wook filmimi izledim ve yorumumu yazdım :)



NEREDEYIM » 2222

22 Ekim 2009 | , | Yorum Yok »

Sabit ücret, tırt ücret, pırt ücret diye elini cebimizden bir türlü çekmeyen telekomünikasyon firmaları, faydalı bir iş de yapmışlar sonunda.

Bir yerde kaybolduğunuzda ya da yolunuzu şaşırdığınızda NEREDEYIM yazıp 2222′ye mesaj atarsanız, aşağıdaki örneğe benzer bir mesaj alıyorsunuz:

BULUNDUGUNUZ BOLGE Istanbul,Kadikoy,Icerenkoy,Karaman Ciftlik Yolu Caddesi COGRAFI KONUMUNUZ (40 derece 58 dk 44 sn Kuzey, 29 derece 06 dk 22 sn Dogu) SIZE EN YAKIN NOKTALAR Tem Polis Buro Amirligi 103 m (+902164104113), Ozel Avicenna Hastanesi 225 m (+902165741000), Infotech Bilisim ve Iletisim Teknolojileri 32 m (+902165740505) Polis Imdat 155, Alo Jandarma 156, Hizir Acil 112, Itfaiye 110